23 Haziran 2008 Pazartesi

Miss Marple Kimdir?


Jane Marple, genellikle Miss Marple olarak bilinen, ve Agatha Christie'nin 12 cinayet romanında rol alan hayali kahramandır. Miss Marple amatör dedektiflik yapan "yaşlı bir kızdır" ve St. Mary Mead isimli köyde yaşar. Bir çok kez ekranlarda gösterilen bu karakter Christie'nin en ünlü yaratılarındandır. Karşımıza ilk kez 1927 Aralığında The Royal Magazine'de yayımlanan Cinayetler Kulubünde çıkmıştır. İlk kez full olarak bir romanda ise 1930'da basılan Ölüm Çığlığı'yla rol almıştır.

Karakteri
Miss Jane Marple küçük bir İngiliz köyü olan St. Mary Mead'de yaşayan yaşlı bir bayandır. Kat kat tüvit giyen, genellikle örgü örerken ya da bahçesinde otları temizlerken gözlemlenen sıradan biridir. Miss Marple bazen kafası karışmış olarak görülebilir ancak iş bir cinayeti çözmeye gelince, o çok keskin bir zekaya ve insan doğasını tüm güçlü ve zayıf yönleriyle anlamlandırmaya sahiptir. Detektif romanlarındaki geleneğe göre, Miss Marple genellikle yerel polisin çözemediği cinayetleri aydınlatarak onları utandırır.

Miss Marple ismi Manchester'deki demiryolu istasyonunun ismi olan Marple'dan gelir.

Miss Marple isimli kahramanın ilk kez karşımıza çıktığı roman olan Ölüm Çığlığı'ndaki Marple karakteri ile sonraki karakteri arasında belirgin farklar vardır. İlk kitabında Marple neşeli dedikoducu birisidir ve aslında o kadar da hoş birisi değildir.Mary sakinleri onu seviyordur lakin insanlar onun meraklı yapısından ve insanların kötü özelliklerini tahmin etmesinden usanmışlardır. Daha sonraki kitaplardaysa Marple daha modern ve şirin olarak karşımıza çıkar.

Marple hiç evlenmemiştir ve çok yakın akrabası yoktur. Ölüm Çığlığı'ndaysa Marple'in yeğeni "çok ünlü" yazar Raymond West vardır. West'in hanımı Joan, modern bir sanatçı, 1933'de ortaya çıkar. Raymond fazla özgüveniyle ve Marple'in zeka gücünü küçümsemesiyle ön plana çıkar. Daha sonraki yıllarda ise, Ve Ayna Kırıldı romanından tanıdığımız Cherry Baker Marple'in arkadaşı olarak ortaya çıkar.

Sadece çok kurnaz ve zeki olmasından değil, St. Mary'nin ona insan doğasının bir çok negatif yönünü gösteren örnekler sunmasından dolayı, Marple bir çok zor cinayeti çözmüştür. Miss Marple'in yaşanmış bir olayla ilgili bir paralellik kuramadığı hiç bir cinayet yoktur. Miss Marple'i tanıyanlar bazen onun sık sık kişiler ve olaylar arasında yaptığı analojilerden sıkılsalar da, bu analojiler ona cinayetin doğası hakkında derin bir kavrama yeteneği verir.

Marple'in ayrıca, insan anatomisi üzerine çalışmalarını da içeren harika bir eğitimi vardır. Tatlı ve narin birisi olarak görülmesine karşın, Marple cesetlerden asla korkmaz. Marple ayrıca önemsiz gibi görünen yorumları eldeki cinayete uygun şekilde bağlamasıyla ünlüdür.

Christie, Marple serisinin son kitabı olan "Uyuyan Ölüm"ü 1940'da yazdı. Ancak Alman bombardımanında ölürüm de kitap kaybolur diye bu kitabı bir bankanın mahzenine emanet etti. Kitap Christie'nin ölümü 1976'ya kadar yayımlanmadı.

Marple tüm kitaplarda yaşlı bir bayan olarak tanıtılsa da gerçek yaşından hiç bahsedilmez.

Miss Marple'in Tüm Kitapları İçin Tıklayınız

Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Miss_Marple

Konya Polisi Hercule Poirot'a Taş Çıkartıyor!


Konya polisinin ünü şehir sınırlarını aşmış gibi görünüyor. Aksiyon dergisinin haberine göre:

Konya’da cinayet dedektifleri el attıkları her olayı çözüyor. Polis, 2004’ten bu yana meydana gelen 115 cinayetin tamamını aydınlattı. Bu başarıda aslan payı ekip çalışmasının. Delilden suça gidiliyor, zanlılar çok iyi sorgulanıyor.
Bu haberi görünce aklıma -gelmiş geçmiş en büyük dedektif olan- Hercule Poirot geldi doğal olarak. Ama Konya Polisi'nin aydınlattığı cinayetleri görünce gerçekten çok büyük bir hayranlığa kapıldım. İşte o cinayetlerden bazıları:

Hüzün 42
(Ebru Çiftçi-Dudu Ertekin Cinayetleri)
Örnek olayların başında Hüzün 42 adını taşıyan operasyon geliyor. 11 yaşındaki Ebru Çiftçi, Eylül 2001’de okul dönüşü ortadan kaybolur. Yapılan çalışmalar sonuç vermez. Beş yıl sonra, Haziran 2006’da 10 yaşındaki Emine Dudu Ertekin de okul dönüşü ortadan kaybolur. Cinayet Büro Amirliği çeşitli senaryolar üzerinde çalışmaya başlar. 20 alternatif yol belirlenir ve çocuk sapıkları üzerinde yoğunlaşma kararı alınır. Çocuklara taciz ve fiili livatadan kaydı bulunan 75 kişi takibe alındı. Bunlardan biri de Ali Kemal Tufan’dır.

İkinci olaydan 15 gün sonra tespit edilen zanlı, 11 gün boyunca 24 saat aralıksız takip edilir. Bu sürede değişik meslek kılıfında zanlının iş yerine giden cinayet polisleri, hedef kişinin profilini, nasıl birisi olduğunu, neden hoşlandığını ya da hoşlanmadığını öğrenir. Akademik camiadan bu kişinin nasıl bir ruh hâline sahip olabileceği belirlenir. Çocuk pedofili hakkında araştırma yapılır. Ali Kemal Tufan’ın kendi kızını her gün okula götürmesi, yaptığı suçların bir yansıması şeklinde yorumlanır. Gözaltına alınıp sorgulandığında kendisine asla ‘sapık’ denilmez. Sorgusu boyunca sessiz kalan bu kişiyle konuşurken çok farklı bir yol denenir.

Profesyonel sorgu taktiği sırasında ikinci bir şahıs oluşturulup Ali Kemal Tufan’ın konuyu açması sağlanır. Zanlı, içindeki bu ikinci kişilikten nefret ettiğini dolaylı yoldan anlatır. Sonunda Tufan, her iki kız çocuğunu da okul önünden kandırarak aracına alıp kaçırdığını, tecavüz ettikten sonra öldürerek gömdüğünü itiraf eder. Çocukları gömdüğü yeri “Vahşetti. Gösteremem.” diye karşı çıkar; ama bir süre sonra o noktayı polise gösterir. Ertuğrul Güler, bu olayın zanlı hakkında toplanan veriler ışığında yapılan güçlü sorgu ile aydınlatıldığını söylüyor. Konyalıların yaşananlardan duyduğu üzüntü operasyonun adını da belirler: Hüzün 42.
Not: Ebru Çiftçi kaçırıldığında Şehit Sadık İlköğretim Okulu 3. sınıfa gidiyordu. Yani ben ve ablamla aynı okula, kardeşimleyse aynı sınıfa gidiyordu. Tabi bu kaçırılma olayı üzerine bir çok dedikodu, iftira vs. çevremizde dolandı durdu. Çiftçi Ailesi işte Konya Polisinin bu başarısı sayesinde aslında bir nevi temize çıktı.

22 Haziran 2008 Pazar

Polisiye'ye Kadın Eli Değince...


Polisiye romanlar da tıpkı aşk romanları gibi edebiyatın varoşlarıdır. Kendini bilen, damağını eğitmiş hiçbir okur, sıkı bir gerekçesi olmadan bu semtlere uğramaz. En yaygın ve en kabul gören gerekçe ise; "kafamı boşaltmak, boş şeyler okumak istiyorum"dur. Ciddi bir edebi eser, defalarca okunur; oysa polisiye, olay örgüsünün çözülmesiyle biter. Kim cevabını bildiği bir bilmeceyi tekrar tekrar okur ki?

Polisiye roman, okurla daha ilk sayfada bir sözleşme yapar; dedektif (yani yazar), bildiği hiçbir şeyi okurdan saklamayacaktır. Bu kurala uymayan, yolun yarısında şapkasından ipucu çıkaran yazarlar, okurda kandırılmışlık duygusu yaratırlar. Ki sözleşmeye uymayan yazar, bir daha okunmamakla cezalandırılır. Polisiye roman, yazarla okur arasındaki dostane bir yarıştır. "Hadi bakalım" der yazar, "şu durumda katil kim?" Okur genellikle çözemeyecek, yarışı kazanan yazarın elini centilmence sıkacaktır. Yazar işte o zaman, "Neyse canım, bir dahaki sefere artık" diye okurun sırtını sıvazlayacak ve onun, kendini aptal gibi hissetmesini önleyecektir.

Polisiyeler, olağanüstü kontrollü romanlardır. Herşey kontrol altındadır, herşey dakiktir, herşeyin nesnel bir nedeni vardır. Tam da bu yüzden, özellikle kadın okurlar, hayatının iplerinin ellerinden kaydığını, herşeyin kontrolden çıktığını hissettikleri kriz zamanlarını polisiye okuyarak geçirirler. Polisiyeler, çabuk tesirli depresyon romanlarıdır. Kendi minicik hayatını düzenlemekten o an için aciz depresif okur, "Saat sekizi tam 17 dakika geçiyordu" gibi kesin cümlelerle kısa bir kontrol hissi yaşar. Bu yüzden de bir dönemin toplumcu romanlarında, bunalım geçiren küçük burjuva kadınları polisiyeyi ellerinden düşürmezler.

Gizli felsefe

Polisiyeler, dağınık ve şekilsiz bir halde duran olguları uyumlu bir biçimde biraraya getirme romanlarıdır. Yani "bilgiye ulaşma" romanları. Ve bilgiye ulaşmak, elbette farklı yöntemlerin savaşımı demektir. Örneğin, İngiliz materyalizminin kusursuz birer örneği olan Sherlock Holmes, ampirik bir biçimde "kanıtların ucuca eklenip teorinin ortaya çıkması" yöntemini kullanır. Kanıt (yani deney) teoriden önce gelir. Fransız materyalizminin temsilcisi Hercule Poirot'da ise, teori önceliklidir. Poirot "gri hücre"lerini çalıştırarak bir teori üretir ve kanıtlarla bunu sınar. Holmes nesnelere; Poirot insan psikolojisine yaslanır. Yıllar sonra Amerika'lı bir polisiye yazarı, psikolojiyi en uç noktaya kadar götürecek, Freudyen bir dedektifle Gestaltçı bir katili yöntem savaşlarına sokacaktır.

Polisiyeler, analitik düşünme yeteneğini geliştirir. Yalçın Küçük, Türk aydınının düşünsel zaaflarında polisiye okumamanın önemine işaret ederken haksız değildir.

Kriminoloji icat oldu

Kriminolojinin gelişmesiyle birlikte, dedektiflerin gri hücreleri önemsizleşti. Artık katili bulmak için düşünmek değil, cesedin giysilerindeki saç tellerinden DNA testi yapmak yetiyordu. Bu biçimde yazılmış bir romanda da okur, etkinliği yitirip pasifleşiyordu. TV'lerde yayınlanan polisiye dizilerde bile izleyici, o maharetli makinelere şaşmak dışında ancak çekirdek çitlemekle yetinebilirdi. Onun analitik zekası, şu minicik makinenin yaptıklarının onda birini bile yapamazdı nasıl olsa. Hayatın diğer alanlarında olduğu polisiyede de makine istibdadı başlayınca, polisiye, başka alanlara kaymak zorunda kaldı.

Çağdaş polisiye

Çağdaş polisiye kriminolojinin bu atağına, kuralları değiştirerek yanıt verdi. Okurla sözleşme yenilendi; yeni sözleşmede, katil daha ilk sayfadan ilan ediliyor ya da klasik polisiyenin tersine yazar, katilin tarafını tutuyor ve bize de tutturuyordu. Cinayet sebepleri de o akılcı 20.yy'ın maddi, akılcı sebepleri olmaktan çıkıyor, modern insanın irrasyonel, sebepsiz cinnetinde aranıyordu. Çağdaş polisiyenin konusu, sıradan ve "iyi" insanların cinnet ya da şiddet eşiğini atlayıvermeleri olmuştu. Bu öyle ince bir eşikti ki, okur katille rahatlıkla empati kurabiliyor, katile anlayışla yaklaşıyordu. Neticede hepimiz, oradaki katil kadar sıradan ve iyi insanlarız. Ve modern dünya, bizi de sürekli o eşiğin ucunda tutuyor.

Çağdaş polisiye kıyıcı akılcılıktan gündelik hayatın ve insan psikolojisinin irrasyonelizmine evrildikçe, kadın polisiye yazarları öne çıkmaya başladı. Gündelik hayatın delirticiliğinin en fazla farkında olan ve ayrıntılara duyarlı "kadın aklı", çağdaş polisiyeyi gündelik hayatın yabancılaşma sularına sokuverdi. Erkek polisiye yazarları devlet komploları, büyük suç teşkilatları, şirket savaşları gibi bireyin biricik varlığının önemsizleştiği romanlar yazarken kadın yazarlar; klasik polisiyedeki bireyi modern dünyada yeniden yaratarak polisiyeyi asıl sırtlayanlar oldu. Erkek yazarların suçluları yaptıkları vahşeti soyut, ulvi tutkularla izah etmeye çalışır ve sahtekarlıkları üzerlerinden akarken kadın polisiyecilerin suçluları, en azından dürüstler. Suçu ya da amacı büyük örgütler ve amaçlarda değil, kendi benlikleri ve dünyalarında aramaya, arattırmaya devam ediyorlar. Üstelik bunu, sırf merak duygusuyla değil, edebi niyetlerle de okunacak muazzamlıkta romanlarla yapıyorlar.


Yelda EROĞLU

Kaynak:http://www.polisiye.com/devam.asp?yazid=219#

21 Haziran 2008 Cumartesi

Hercule Poirot Kimdir?


Hercule Poirot Agatha Christie tarafından yaratılan hayali Belçikalı dedektif karakteridir. Miss Marple ile birlikte, Christie'nin en ünlü ve uzun süreli karakteridir ki 33 romanda ve 54 kısa öyküde boy göstermiştir.

Poirot ekranlara, filmler ve diziler için, Albert Finney, Peter Ustinov, Ian Holm, Tony Randall, Alfred Molina ve en ünlüsü, David Suchet gibi çeşitli aktörler tarafından aktarılmıştır.

Etkileyenler
Poirot 'un karakteri zamanın diğer iki ünlü hayali dedektifine dayanıyordu: Marie Belloc Lowndes'un Hercule Popeau'suna ve Frank Howel Evans'un Monsieur Poiret' ine - Londra'da yaşayan emekli bir Fransız polisine - İlk Poirot romanlarındaysa Arthur Conan Doyle'in açık bir etkisi vardır. Otobiyografisinde Christie şunu kabul eder "Ben hala Sherlock Holmes geleneğinde yazıyordum-tuhaf dedektif, acemi yardımcı, Lestarde tipinde bir Scotland Yard dedektifi, müfettiş Japp gibi." Doyle kendi açısından Sherlock Holmes'un, Edgar Ellan Poe'nin hayali Fransız dedektifi Auguste Dupin modeline dayandığını kabul eder, ki onun muhakemesi Hercule Poirot'un 'küçük gri hücrelerine' olan itimadını öncü olmuştur.

Aynı zamanda, Poirot W.Mason'un hayali dedektifine de büyük bir benzerlik taşır - Müfettiş Hanaoud ilk olarak 1910'da 'At the Villa Rose' da ortaya çıktı yani ilk Poirot romanından 6 sene önce.

Christe'nin Poirot'u Belçikalıydı. Yukarıda bahsedilen örneklerin aksine, Poirot karakterinin oluşumu 1916'daki ilk dedektif kitabının bir ürünüydü(İlk kitabı 1920'de basılmasına rağmen). Poirot'un Belçikalı olması sadece Belçika'nın Almanlar tarafından işgal edilmesi değil, aynı zamanda, Christie bu kitabı yazdığında, Belçikalılara sempati duymanın vatanseverliğin bir ifadesi olarak düşünülmesi bakımından ilginçtir. Çünkü Almanların Belçikayı işgali ülkesi için Birinci Dünya Savaşında savaş nedeni olmuştur.

Popülaritesi
Poirot'la ilk tanıştığımız roman The Mysterious Affair at Styles (Ölüm Sessiz Geldi-Styles'daki Esrarengiz Cinayet) 1920'de ve son romanı Curtain (Ve Perde İndi...) 1975'dedir. Poirot tarihte kendisine ölüm ilanı verilen tek hayali kahramandır. NewYorkTimes'da "Hercule Poirot is Dead; Famed Belgian Detective" ("Hercule Poirot Öldü; Meşhur Dedektif") denilmiştir.

Christie onu 1930'da 'çekilmez biri' olarak tanımladı ve 1960'daysa onu 'nefret uyandıran, gösterişli, can sıkıcı ve ben merkezcil' olarak resmetmiştir. Fakat halk Poirot'u sevdi ve Christie onu öldürmeyi reddetti, ki bunu halkın sevdiği şeyi üretmenin kendi görevi olduğunu iddia ederek yaptı. Ve halkın sevdiği şey Poirot'tu.

Hercule Poirot'un Tüm Hikayeleri İçin Tıklayınız

Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Hercule_Poirot

Konya Polisi Hercule Poirot'a Taş Çıkartıyor! 2


Taksici Cinayeti
Büro çalışanları bir cinayeti çözmek için önce işe iyi konsantre olunması gerektiğine inanıyor. Bu amaçla bürodaki odaların duvarlarına, dedektifleri motive etmek için öldürülen kişilerin isimleri büyük harflerle yazılıyor. Bu olaylardan biri de Temmuz 2005’te Beşyüzevler Semtinde Hakkı Önsarıcı adlı taksicinin öldürülmesidir. 37 yerinden bıçaklanarak öldürülen taksicinin üzerinde cüzdanı ve paraları olmadığı tespit edilir. Faillerin, çaldıkları taksiyi 15 km uzaklıktaki Bosna Hersek Mahallesi’nde terk ettiği dakikalar sonra öğrenilince tüm ekipler bu bölgeye yönlendirilir. Katillerin evde üstlerini değiştirdiği düşünülerek taksinin terk edildiği bölgedeki apartmanlarda ışığı yanan daireler not edilir.

Taksicinin birçok yerinden bıçaklandığı için katillerin üzerine bulaşan kanının bir yerlere bulaşmış olabileceği düşünülür. Ekip, apartmanlarda tek tek kan izi arar. 5’inci gün bir apartmanın asansöründe kapkara bir kan lekesi bulunur. Altıncı katta da benzer bir leke vardır. Bu kattaki dört daireden biri, olayın olduğu gece ışığı yananlar listesindedir. Polis bekâr evine operasyon düzenlediğinde taksicinin cüzdanı, olayda kullanılan bıçaklar ve poşetlerin içinde kanlı elbiseler ele geçirilir. Operasyon esnasında bu şahıslar evde yoktur. İçtikleri sigara izmaritleriyle DNA testi yapılır ve eve gidip gelenlerin olayın zanlıları olduğu ispat edilir. Böylece cinayet kısa sürede çözülür.
Galerici Cinayeti
Ocak 2007’de galerici Ömer Güraslan, beyaz bir minibüsle evinin önünden kaçırılır. Aynı gece bir çöplükte şahsın cesedi bulunur. Galericinin kaçırıldığı noktaya yakın yerlerdeki kamera kayıtları incelenir. Bir mağazaya ait güvenlik kamerasından beyaz bir minibüsün hızla gittiği tespit edilir. Görüntülerdeki küçük bir ayrıntı dikkat çeker. Minibüsün arka plakayı aydınlatan lambalarından birisi yanmıyordur. Hemen şehirde aynı marka tüm minibüsler belirlenir. Sonra da arka plakayı aydınlatan lambası yanmayan araç bulunur. Minibüste kan lekeleri vardır. Olaydan dört gün sonra zanlılar suçlarını itiraf eder. 4 lise öğrencisi, kızlara sarkıntılık ettiği gerekçesiyle galericiyi kaçırmış ve öldürmüştür.

PTT Cinayeti

Cinayet Masası’nın çözmekte en çok zorlandığı olayların başında PTT cinayeti geliyor. Eylül 2007’de PTT Borsa Şubesi’nin veznedarı Veli Sağdıç önce biber gazıyla etkisiz hâle getirilir, ardından bıçaklanarak öldürülür. Katiller kasadaki 15 bin YTL parayı da çalıp kaçar. Görgü tanıkları öğle saatlerinde şubeye üç kişinin girdiğini, birinin kadın, birinin de polis kıyafeti giydiğini söyler. Kadın sarı saçlıdır. Açık göbeğinde piercing kullandığı da notlar arasında yer alır. Şüpheliler plakasız kırmızı bir araçla olay yerinden uzaklaşmıştır. Polisin elinde ne bir kamera görüntüsü ne de somut bir delil vardır.

Polis kıyafeti satan yerler ve yol üzerindeki güvenlik kameraları kontrol edilir. Bir işyerine ait kameradan aynı marka otomobile rastlanır. Aracın plakası okunmuyordur. Ankara’ya seminere gelen Amerikalı polisler aracılığıyla bu görüntüler ABD’de bir kaset çözüm merkezine gönderilir. Plaka yine okunamaz. Kent merkezi ve çevre illerdeki otellerde konaklayanlar taranır. PTT memurunun iş ve şahsi telefonları incelenir. Şubeden 15 gün içinde yapılan yüzlerce havale işlemi gözden geçirilir. Ama sonuç alınamaz.

Bunun üzerine çeşitli senaryolar üretilir. Bu aracı kullanan faillerin, cinayetten önce keşif yapmış ve bu yüzden araçlarına bir benzinlikten yakıt almış olabilecekleri düşünülür. Konya çevresinde, 200 kilometrelik mesafede bir hafta içinde akaryakıt istasyonundan benzin alan araçların tespiti için, 4 bin 500 rulo akaryakıt fişi incelenerek 420 bin plaka belirlenir. Plakalar bilgisayara aktarıldıktan sonra aynı marka 265 araç tespit edilir. Yapılan inceleme sonucu araçlardan bir tanesinin olaydan bir gün önce emanet alındığı, olay günü akşamı ise teslim edildiği belirlenir. Emanet alan kişinin bekâr evinde kaldığı, işsiz ve borçlu olduğu öğrenilir.

Zanlıların evini takibe alan polisler, belirlenen şahsın kendi gibi borç batağında olan başka biriyle arkadaş olduğunu, eve sürekli kadınların gelip gittiğini tespit eder. Üç ay öncesine kadar eve sarışın, göbeğinde piercing olan bir kadının geldiği bu takipte ortaya çıkar. Zanlıların olay gecesi Mersin’e gidip yüklü miktarda harcamalar yaptığı belirlenir. Polis, erkek zanlılarla bir görüşme yapar. Görüşmenin ardından şahıslar, Karaman’a giden piercingli kadınla buluşur. Ardından kadını kuaföre götürüp tanınmaması için sarışın olan saçlarını meç yaptırırlar. Telefonları kırıp yeni makine ve hat alırlar. İpuçlarını birleştiren polis, ilk önce Karaman’daki ‘zayıf halka’ kabul edilen kadını yakalar.

Konya’ya getirilirken bu kadın, olayın olduğu sokaktan bilinçli olarak geçirilir. Kadın uzun uzun buraya bakar. Ailesiz büyüyen dansöz kadına sorguda ‘hanımefendi’ diye hitap edilir. Öldürdükleri kişinin eşi ve iki çocuğunun fotoğrafı gösterilince olay çorap söküğü gibi çözülür. Zanlı kadın fotoğrafı görünce, “Biz neler yapmışız?” diyerek arkada nasıl bir hayat bıraktıklarını fark eder. Çocukların babasız kaldığını görünce kendi çocukluğuyla bağ kurup suçu itiraf eder. Böylece cinayeti işleyen diğer iki erkek de yakayı ele verir.

Polis kadını Karaman’da yakaladığında “Ne yaptın anlat?” türünden sorguya çekmez. Konya’ya getirene kadar psikolojik bir zemin hazırlar. Şehre gelindiğinde pişmanlık duyması için çeşitli argümanlar kullanır. Başkomiser Güler olayla ilgili olarak “Zanlı kim olursa olsun, hangi mesleği yaparsa yapsın onun şifrelerini iyi seçmek, bunun için zanlıyı iyi tanımak gerekiyor. Olaylar ancak bu şekilde çözülebilir.” diyor.

20 Haziran 2008 Cuma

Konya Polisi Hercule Poirot'a Taş Çıkartıyor! 3

İş Adamı Cinayetleri
Konya cinayet dedektiflerinin zorlandığı olaylardan biri Ağustos 2007’de meydana gelir. Kahraman Erdem ve Mehmet Mustafa Öcal adındaki iki iş adamı esrarengiz biçimde ortadan kaybolur. Polis, her iki şahsa borcu olduğu tespit edilen ve bir turizm firmasında komisyon karşılığı çalışan bir kişiyi takibe alır. Araştırma sonucunda kişinin olay günü 10’ar kiloluk 4 adet demir ağırlık, çekiç ve naylon ip satın aldığını belirler. Zanlıyla ilgili araştırma sonrasında göllere merakı olduğunun anlaşılması üzerine gittiği 5 büyük gölün kenarlarında cinayetle ilgili iz aranmaya başlanır. Acıgöl kenarında kan izi ve saç telleri bulunur.

Zanlı gözaltına alınır. Üç gün süren sorgusunda suçlamaların hiçbirini kabul etmez. Bu iki iş adamıyla en son saat 24’te görüştüğünü, her iki şahsın Ankara’ya gitmek üzere lüks bir arabaya bindiğini öne sürer. Ankara’dan gelen dalgıç ekibi, Acıgöl’de 30 metre derine dalar. Kahraman Erdem’in cesedi gölden çıkar, deliller de cinayet dedektiflerinin gözünden kaçmaz: Maktulün kolundan çıkan saat ise 22.15’i göstermektedir. “En son iki iş adamını saat 24’te gördüm.” diyen Halil Ay adındaki zanlı, iddiası çürüyünce suçunu itiraf etmek zorunda kalır. Obruk Gölü kenarındaki kan izlerinden yola çıkan polisler tek noktadan 130 metre daldıklarında Mehmet Mustafa Öcal’ın ayaklarına ağırlık bağlanmış cesedine de ulaşır.
Domuz Bağı Cinayeti
Babasına ait dolmuşta şoförlük yapan Recep Özekerci, 28 Nisan 2001 tarihinde gece eve gelmez. Bir gün sonra minibüs terk edilmiş bulunur. 1 Mayıs’ta dolmuşçu, bir villanın inşaatında domuz bağı yöntemiyle elleri ve ayakları bağlı biçimde ölü bulunur. Dönemin polisleri minibüste yapılan incelemede üç adet sigara izmariti, 8 adet erik çekirdeği ve kuruyemiş kabuğuna rastlar. Zanlıların üç kişi olabileceği üzerinde durulur. Çalışmalar netice vermeyince dosya kapatılır.

Yeni ekip, bu olayı çözmeye kurguladıkları senaryo ile başlar. Önce maktulün ailesinin hatıra olarak evin önünde beklettiği minibüste yaşananları canlandırırlar. Sigara izmaritlerinin söndürülüş şekli incelendiğinde zanlının tek kişi olduğu tespit edilir. Erik çekirdeklerinin koltuğun arkasına atıldığı yer de tek kişiye işaret etmektedir. Cinayet büro olayın gasp olduğuna karar verir. Ancak bu gaspı yapanın Konyalı olması mümkün değildir; çünkü minibüsün terk edildiği mahal olay yerinden 3 kilometre uzaklıkta gelişigüzel bir yerdir.

Ekip, olayın meydana geldiği villada da canlandırma yapar. Elde edilen tüm yeni bulgular katilin kim, nereli ve nasıl birisi olduğu yönünde bilgilerin tespitini kolaylaştırır. Üç yıllık araştırmanın ardından minibüs duraklarına yakın barakada Batmanlı bir kişinin o dönemde kaldığı belirlenir. Mezkûr şahıs olaydan hemen sonra ortadan kaybolmuştur. Kira sözleşmesinde ismi olan kişi Batmanlı Bilal Çelik’tir. Polis 7 ay boyunca Bilal Çelik’i takip eder. Bu şahsın sigarasını nasıl söndürdüğünü bile öğrenir.

Gözaltına alınma vakti geldiğinde, “Bana 7 yıl sonra ulaştılar. Ellerinde delil yok. Blöf yapıyorlar.” düşüncesini ortadan kaldırmak için kendisine şu soru sorulur: “Neden 7 yıl sonra 70 milyonun içinden bir tek seni alıyoruz? Bunun cevabını verdiğinde bizim sana geldiğimizi anlarsın.” Minibüsten alınan 300 parmak izinden birisinin de Bilal Çelik’e ait olduğu olayın delilleri arasında yer alır. Minibüste bulunan sigara izmaritlerinden elde edilen DNA’nın zanlıya ait olduğu da ortaya çıkar. Sorgunun sonunda Bilal Çelik, ismini dahi bilmediği dolmuşçuyu öldürdüğünü itiraf eder. Bilal Çelik, dolmuş şoförünü önce iple boğarak öldürmüş, ardından Hizbullah süsü vermek için domuz bağı ile bağlamıştır.
Hayat Kadını Cinayeti
2 Mayıs 2003 tarihinde Abdülaziz Mahallesi’nde Şule takma adlı bir hayat kadını olan Songül Tekeli, çıplak vaziyette ölü bulunur. Yüzlerce kişinin ifadesine başvurulur; ama sonuç alınamaz. Dedektifler bu dosyayı yeniden açtığında kadının öldürülüş şekli, olayı farklı bir boyuta taşır. Kadın öldürüldükten sonra ev telefonu dökümleri incelenmiş; ancak herhangi bir şahsa ulaşılamamıştır. Maktulün elle boğulması cinayetin bir müşteri tarafından işlendiğini ortaya çıkarır. Üç aylık telefon kayıtları yeniden incelenir. 57 kişilik şüpheli listesi tek tek ele alınır. Katilin bıçak ya da silah taşımaması cinayetin plansız, şüphelinin ise sabıkasız olduğu tezini ortaya çıkartır.

Hayat kadınının otopsi raporunda boynunda kızarıklar olduğu yer alıyordur. Dedektifler, bu kızarıkların elleri tahrişli birisi tarafından yapıldığına hükmeder. Telefon kayıtları tekrar incelenir ve sabıkalı olanlarla ağır işte çalışmayanlar elenir. Şüpheli kişiler ise teknik takibe alınır. Domuz bağı cinayetinin çözülmesinin ardından Konya Emniyet Müdürü Mehmet Salih Tuzcu “10 yıl içinde meydana gelmiş bütün faili meçhul cinayetleri çözmeye çalışıyoruz. Şu anda ekibimiz bazı dosyaların üzerinde çalışıyor. Hiçbir faili meçhul cinayet kalmayacak. Sırası gelen zanlı yakalanacak.” sözlerinin kamuoyuna yansıması üzerine, korkuya kapılan bir kişi telefonunu kapatıp üç gün boyunca açmaz. Zanlı yakayı ele vermiştir.

Polis, bir ay takip edilen Fedayi Y. ile defalarca farklı meslek kılıflarında irtibata geçer. “Fedayi gel. Bir kadın konusu var. Bizimle merkeze geliyorsun.” denilince zanlı “Hangi kadın?” diye sormadan suçunu kabullenip polise teslim olur. 4 saatlik sorgunun ardından suçunu “Bir gençlik hatasıydı.” diyerek itiraf eder. İfadesinde, “Sıranın bana (Emniyet müdürünün açıklaması üzerine) geldiğini anlamıştım.” der. Sorgusunun ardından nezarethanede uyur. Uyandıktan sonra şunları söyler: “Suçumu size anlatarak rahatladım. İlk defa bu kadar rahat uyudum.”

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30518


18 Haziran 2008 Çarşamba

Agatha Christie'nin On Bir Kayıp Günü 2


Agatha Christie ile ilgili çıkan son kitap olan ve Altın Kitaplar'dan yayımlanan "Agatha Christie'nin On Bir Kayıp Günü" ile alakalı olarak güzel bir metin yazılmış. Altın Kitapların editorunun yazdığı bu yazının tam metnine burada yer vermek istiyorum:
"3 Aralık 1926 günü bunalım içinde bir kadın gizemli bir şekilde, İngiltere’nin Berkshire kasabasındaki evinden kayboldu. Arabasının Surrey’de terk edilmiş olarak bulunması onun can güvenliğine ilişkin kaygılar duyulmasına yol açtı. Ve söz konusu kadın bir buçuk hafta sonra Yorkshire Harrogate’deki lüks bir otelde, gazetede kendisiyle ilgili olarak yapılmış uluslararası boyuttaki araştırmalara ilişkin haberleri okurken bulundu. Bu olağandışı davranış bir tür aymazlık, meydan okuma izlenimi uyandırıyorduysa da, kocası hemen konuya açıklama getirerek eşinin geçici bir amnezi (bellek yitimi) yaşadığını ileri sürdü. Bu kadın Agatha Christie idi ve bu on bir kayıp günün etkisi yaşamının geri kalan kısmında sık sık etkisini gösterecekti.

Kaybolduğu bu günler Agatha’nın yaşamında bir doruk noktasıydı yazarın konuya ilişkin ısrarlı suskunluğu birçok karmaşık, anlaşılmaz soruyu da beraberinde getirmişti: Nasıl olur da fotoğrafını her gün gazetelerin ön sayfalarında gören biri, kendisinin İngiltere’nin en çok konuşulan kadını olduğunun farkına bile varmayabilirdi? Kaybolduğunda geride bıraktığı bir dizi mektubun önemi neydi? Kocasını onun daha önceden de kaybolma olasılığı konusunda açıklamaya iten ve bulunduktan sonra da polis araştırmalarının faturalarını ödemeye yönelten neden neydi?

Her ne kadar bu kaybolma onun ününe ün kattıysa da Agatha’nın daha önceki yaşamına ilişkin hiçbir öykü bu kayboluşun gerisindeki olağanüstü koşulları tam olarak açıklamıyordu. Araştırmamın ilk aşamalarında yazarla ilgili olarak yazılan kitapların hemen hiçbirinde edebi eleştirilerden farklı, bu konuya açıklık getiren pek fazla bir şey olmadığını keşfettim. Tüm yazarlar Agatha’nın kısa dönemli geçici bir sinirsel bunalım geçirdiğine ve bu kayboluşla birlikte adının kötüye çıkmasının onu inzivaya sürüklediğinde birleşiyorlardı. İngiltere’de aktif araştırmaya dayanan yalnızca iki biyografi vardı ve Agatha’nın uzun yaşamını kaleme alan her iki yazar da onun yaşamındaki bu karanlık evreyi izleyen tanık bulmakta zorlandıklarını itiraf ediyorlardı. Gwen Robyns 1978 yılında ailenin izni olmadan yazdığı Agatha biyografisiyle ailenin resmi açıklamalarına adeta meydan okuyor, Janet Morgan ise 1984 yılında ailenin verdiği yetkiye dayanarak kaleme aldığı biyografide bu ünlü kişinin kayboluşuyla ilgili olarak, basını olayın üstüne gereğinden fazla gitmekle suçlayarak konuyu uygun bir şekilde perdeliyordu.

Her iki yaşam öyküsü yazarının da birleştikleri nokta Agatha’nın bulunduktan sonra asla bu olayı konuşmadığıydı. Aslında bu yanlıştı. Agatha sonuçta kayboluşundan bahsetmişti ve suskunluğu bozmasındaki gerekçe de bu konuyu toplum önünde tekrar tekrar konuşmamasının nedenleri kadar öğreticiydi.

Bu kayboluşu sarmalayan gizem perdesi ve olayın mistik çerçevesi bugün bile insanları büyülemektedir. Araştırmanın sonucunda ister istemez, ortaya çıkan da, kayboluşunun ardından yirminci yüzyılın en sevilen polisiye öykü yazarı olmak üzere geri dönen bu gizemli kadını çaresizlik sınırına getiren bu çok özel ıstırabın kaçınılmaz öyküsüdür.

Jared Cade'in kaleme aldığı "Agatha Christie'nin On Bir Kayıp Günü", yazarın hayranları için ilginç detaylar sunuyor."

Kaynak: http://www.altinkitaplar.com.tr/editorden.asp?ID=107